• Dr. Mustafa Tan

HANZADE GÜNUZ RÖPORTAJI

En son güncellendiği tarih: Şub 26

Türkiye zeytinyağı üretiminde İspanya, İtalya ve Yunanistan'ın ardından 4. sırada yer alıyor. Dr. Mustafa Tan'ın başkanlığındaki Ulusal Zeytin ve Zeytinyağı Konseyi ise dünya ikinciliğine gözünü dikmiş. 2007 yılında kurulan Ulusal Zeytin ve Zeytinyağı Konseyi'nin daha çok üretmek, daha çok tüketmek ve daha çok ihraç etmek gibi bir ana hedefi var.

ZEYTİNE BORCUM VAR

Zeytine sevdalanmış bir adam. Zeytinden bir yakını, aile büyüğü gibi bahsediyor. Ulusal Zeytin ve Zeytinyağı Konseyi Başkanı Dr. Mustafa Tan, hayatını zeytine adamış. Son yıllara kadar unuttuğumuz bir değer olan zeytinyağı tüketiminin iç piyasada 800 gr. dan, 2 kg. a kadar arttığını sevinçle anlatan Tan, “Daha yapacak çok işimiz var” diyor. Zeytin ağacının kutsallığına dikkat çeken Mustafa Tan “Sağlığı, uzun yaşamın sırrını, gücü, iffeti onda görürsünüz. Bilge bir ağaçtır” diye anlatıyor.

Zeytin hayatınıza nasıl girdi?

Zeytin hep hayatımdaydı. Ben zeytinci bir bölgede doğdum. Edremit’in Dereli köyündenim. Ailem 700 yıl önce Orta Asya’dan gelip Kazdağları’na yerleşmiş. Ayanoğulları’ndanız. Atalarımız zeytincilik başta olmak üzere hep tarımla geçinmiş. Ziraat Odasına kayıtlı ve Tariş ortağıyız yani gerçek üreticiyiz. Ben ailenin son kuşağıyım. Evimizin geçimi zeytindendi; ben zeytin sayesinde okudum, evlendim. Benim zeytine borcum var.

Başkanı olduğunuz Ulusal Zeytin ve Zeytinyağı Konseyi'ne kimler üye?

Üreticiler, iç ve dış satım yapan tüccarlar, sanayiciler, ihracatçılar, üniversiteler, kamu kurum ve kuruluşları, bakanlıklar, sivil toplum örgütleri, araştırma meslek kuruluşları var. Kısacası sektörü temsil eden tüm taraflar yer alıyor.

Siz bir tür hakemlik mi yapıyorsunuz?

Evet. Biz bir çatı kuruluşuz.

Üretici ve ihracatçı arasında bir akort bozukluğu var sanki?

Bu tanımınıza katılıyorum. 2007 yılında Ulusal Zeytin ve Zeytinyağı Konseyi kuruluncaya kadar gerçekten de bir devlet politikası yoktu. Günlük istekleri karşılayan bir sistem vardı, planlı değildi. İhracatçılar kendini sektörün patronu görüyor. Oysa birlikler ayrı, ticaret odaları, ziraat odaları ayrı bir güç. Hepsi kendi sektörlerinin menfaatlerini koruyor. Bu da son derece doğal.

Ama ülke menfaatleri nedir ? Bu yok. İşte çatı kuruluş esprisi bu. Biz herkesin kazandığı, ülkenin kazandığı kalıcı bir yöntem arıyoruz. Makro uygulamaları masaya koyuyoruz. Biz kimiz? Biz herkesiz. Gücümüzü bütün üyelerimizden alıyoruz. Türkiye zeytinciliğinin yüzde 99'u aynı çatı altında birleşti. Bir tek Ege İhracatçılar Birliği yok. Üyeleri var, kendisi yok.

Ege İhracatçılar Birliği ile aranızda bir çekişme mi var?

Öncelikle benim Tariş geçmişim, “Mustafa Tan'ı Tariş mi yönlendiriyor” imajı yarattı. Bu çekişmeyi yapanlar karşısındakini bir birey olarak değil, birinin adamı gibi görüyor. Oysa Mustafa Tan, kendi kararlarını değil, tüm kesimlerin oluşturduğu yönetim kurulunun kararlarını açıklıyor.

O cephede hesap nedir?

Hesap basit. Esasında ben o arkadaşlarımızı suçlamıyorum. Alışkanlıklarını bırakamıyorlar. Bu obezite gibi bir şey. Yeme alışkanlıklarını bırakamıyorlar. Halbuki şimdi diyet programları var. Eski ticari alışkanlıklarını bıraksınlar. Türkiye'ye dökme zeytinyağı ticareti alışkanlığı verilmiş. Marka olamamış ülkelere bu alışkanlık kazandırılmış. Marka ülke hangisidir? İtalya'dır. Kendi ürettiğinden daha fazlasını iç tüketimde kullanır ve ihracat yapar. İtalya'nın sadece iç tüketimi ürettiğinin neredeyse iki katıdır. Dolayısıyla dışarıdan yağ almak durumundadır.

Zeytin ve Zeytinyağı Konseyi'nin hedefi nedir?

Hedefimiz 4-5 içinde üretimde dünya ikinciliği. Bu ne demektir? İlk aşamada İspanya'nın 1 milyon 400 bin ton zeytinyağı üretiminin arkasından gelmek ve sonra Anavatanın da hak ettiği liderlik koltuğuna oturtmak. Öncelikle 600-700 bin tonu hedefledik. Bu hedefle birlikte hem ihracatı, hem de iç tüketimi artırmak gerekir. Şu anda 180-200 bin ton üretiyoruz, kişi başı ortalama zeytinyağı tüketimimiz 2 litre. Yani iç piyasada yılda 150 bin ton kullanılıyor Yaklaşık 20 bin ton da kutulu ihracat yapılıyor. Bitti. Neden problem yaratılıyor? Türkiye önceki yıllarda İtalya ve İspanya'ya yeri gelmiş yılda 90 bin ton zeytinyağ ihraç etmiş. O da o ülkelerde don veya kuraklık nedeniyle mal temininde sıkıntıları olduğu ekstrem yıllarda ancak neredeyse tümü dökme olarak.

Elde zeytinyağ kalmıyor yani ihracat için?

İç piyasa talebi arttığı için eskisi gibi dökme yağ bulamıyorlar satmak için. Burası çok önemli. Can alıcı nokta burada. Artık eskisi gibi ucuz ucuz satabilecekleri dökme yağ miktarları yok. Çünkü bir tarafta iç piyasada talep var, diğer tarafta ambalajlı ihracat artıyor.

E ne olacak o zaman?

Gerekirse dökme yapacağız. Ama dökme bu ülkenin geleceğini şekillendiren bir ihracat şekli değildir. Dökme yaptığınız zaman daima tedarikçi olursunuz.

Kavga buradan mı çıkıyor?

Evet. Türkiye'de 70-80 bin ton dökme zeytinyağı ihracatını bugüne kadar 7-8 kişi yapmıştır. Bu insanların işi bozuldu. Bizi suçluyorlar ama İspanya gibi ülkelerin de üretimi arttı ve eskisi gibi almak istemiyorlar. Onlar bize yağ satmak istiyor. Ne zaman sizden alır? Ancak dökme yağı çok ucuzlatırsanız sizden alır. Burada kavga yapacak bir durum yok. Sektörün yüzde 90'ı uzlaştı.

Yeni piyasalar bulunamaz mı ?

Olmaz mı... Çin, Japonya, Arap ülkeleri, Rusya ve kuzey ülkelerine ambalajlı ihracatımız her sene artıyor. Bir sene 3 dolara sattılarsa, seneye 3.5 dolara satıyorlar kutulu zeytinyağının litresini.

Dökme yağ ne kadara satılıyor?

Litresinin 90 cente satıldığı bile oldu. 1 dolardan verilsin 100 bin ton bile satar bugün Türkiye. O zaman İspanya, İtalya ister bizden almak tabi. Ama iç tüketim filan biter. Oysa ambalajlı olarak zeytinyağını bugün 15 Dolar, 40 Dolar'a bile satabilirsiniz. O sizin yeteneğinize kalmış. Katma değeri yüksek ihracat yapmalıyız.

Sektörde hızlı bir yenilenme var galiba?

Türkiye zeytinde son 6 yıldır kabuk değişimine gidiyor. Türkiye'de zeytin ağacı sayısı son 6 yılda 100 milyondan 165 milyona ulaştı. Önümüzdeki 5 yıl içinde üretimin ikiye katlanmasını bekliyoruz. 117 bin ton zeytinyağı üretiminden bugün ortalama 190 bin ton üretir hale geldik. İhracatçımızın da artık başka bir boyuta gelmeleri lazım. Devir değişiyor. Türkiye’nin bakışından bakmak lazım. Ulusal bakış var. Daha önce haklıydılar. Devletin bir politikası yoktu. Ama şimdi var. Şimdi deniyor ki, ambalajlı ihracatımızı artıralım.

Peki baldan sonra çıkan sahte zeytinyağı haberleri nedir?

Zeytinyağ ile son haberler bizleri de şaşırttı. Bir anda gündeme oturdu. Baldaki skandal apayrı bir şey. Balda gıda güvenliğiyle ilgili bir sorun var. Bal olmayan bal üretiliyor. Mısır şurubuyla sıfırdan bir ürün elde ediyorlar. Bu anlamda Ulusal Zeytin Konseyi'nin başlatmış olduğu kalite kontrol programı bütün sektörlere örnektir.

Siz ne yapıyorsunuz?

Markasına ve ürününe güvenen firmalar bizimle bir sözleşme imzalıyor. Biz zaman zaman raflardan bu ürünleri alarak Uluslararası Zeytin Konseyi'nin tanıdığı laboratuvarlarda kontrol ediyoruz. Analizlerin sonucuna göre yayınladığımız beyaz listede yer alıyorlar.

Ben tüketici olarak bu beyaz listeyi nereden bileceğim?

Basın aracılığıyla yayınlıyoruz. Bir logo uygulaması da başlatacağız. Beyaz listeye dahil olan 11 firma zaten şu anda piyasanın yüzde 80'nini kapsıyor. Kalan yüzde 20'nin hepsi bozuk demek değil. Biz beyaz listeyi yayınlıyoruz. Kara listeyi yayınlaması gereken Gıda,Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı. Çünkü yaptırım gücü onlarda. Bizim programımıza dahil olanlar yüzde 80 kim? Tariş Zeytin ve Zeytinyağı Birliği, Marmara Birlik, Sanayi ve Ticaret Kontuvarı (Kristal), Ant Gıda (Fora), Ana Gıda (Komili, Kırlangıç), Tariş Zeytin A.Ş. (Aurum, İncecik, Kidonya), Damlıca, Özgün, Selme, Semerci ve Sa-Ze

Kötü ürünü nereye şikayet edebiliriz?

“Alo 174” diye Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’nın hattı var. Bize gelen şikayetleri de Bakanlığa bildiriyoruz.

Zeytinyağının sahte olduğunu nasıl anlayacağız?

Eğer sızma zeytinyağı diye etiket koyup, içine ayçiçeği yağı koyarsa sahtedir. Kanola yağı ya da kolon sızması ekleyebiliyorlar. Bu çok büyük oranda mı? Değil. Ama kaçaklar var. Özellikle Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı tarafından kontrol edilmeli. Bu işin ticaretini yapan, aracılığını yapan komisyonerlerin yüklediği tankerlere baskınlar yapmalı. Bunların üzerine gidilmeli. Bu çok önemli.

UYDU...

“1960'lı yıllar öncesi sadece tereyağ ve zeytinyağ vardı. Çok iyi günleriydi. Ama 60'larda margarin piyasaya öyle bir girdi ki, moda oldu. Zeytin bölgelerinde bile margarin tüketilir hale geldi. “Zeytinyağı yiyemem aman” diye türküler çıktı. Bunlar tesadüfen olmadı. Bir lobi faaliyeti vardı.”

KİMDİR?

1959 doğumlu. Dr. Ziraat Yüksek Mühendisi olarak 25 yıl Tariş'te görev yaptı. Halen Zeytin ve Zeytinyağı Üreticisi ve Ulusal Zeytin ve Zeytinyağı Konseyi Yönetim Kurulu Başkanlığı görevini yapıyor.


#organicfood #health

39 görüntüleme

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör